<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Tarihportali.com için yorumlar</title>
	<atom:link href="http://www.tarihportali.com/comments/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.tarihportali.com</link>
	<description>Online Tarih Portalı Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Mon, 04 Jul 2011 08:51:03 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
	<item>
		<title>BAYRAMİYE TARİKATI yazısına hüseyin taşyaran tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tarihportali.com/bayramiye-tarikati.html/comment-page-1#comment-43</link>
		<dc:creator>hüseyin taşyaran</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Jul 2011 08:51:03 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihportali.com/?p=172#comment-43</guid>
		<description>hacı bayram veli h.z. manevi ışığımız peygamber efendimizin yolunda büyük evliyalar ALLAH onun gibi insanları dünyadan ülkemizden yanımızdan eksik etmesin Amin.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>hacı bayram veli h.z. manevi ışığımız peygamber efendimizin yolunda büyük evliyalar ALLAH onun gibi insanları dünyadan ülkemizden yanımızdan eksik etmesin Amin.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Türk-Ermeni İlişkilerinde Tarihi Gerçekler yazısına AVUKAT MERT ERYILMAZ tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tarihportali.com/turk-ermeni-iliskilerinde-tarihi-gercekler.html/comment-page-1#comment-6</link>
		<dc:creator>AVUKAT MERT ERYILMAZ</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 May 2011 21:38:44 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihportali.com/?p=206#comment-6</guid>
		<description>TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ 
  
 
Ermeni diasporasının başta ABD olmak üzere dünya üzerinde sözde soykırım iddialarının tanınmasına ilişkin faaliyetleri ,Ermeni diasporasının çalışmaları sürmektedir.Ermeniler ,24 Nisan 1915&#039;te Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin yaşadıklarını &quot;soykırım&quot; yerine &quot;meds yeghern&quot; yani &quot;büyük felaket&quot; şeklinde dile getiren Obama&#039;ya dahi tepki gösterdiler.

 

Herşeyin başında şunu belirtmek gerekir ki ,Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı topraklarında yaşanmış olayları çarpıtarak tarihi bir gerçek gibi ortaya atıp kabul etmek hiçbir ülkenin tekelinde değildir. Osmanlı Devletinin son yıllarında Osmanlı tebaası adı altında yaşayan milletler çeşitli acı olayları ortak bir kader olarak birlikte göğüslemişlerdir. 

 

Birinci Dünya savaşı esnasında ,Osmanlı topraklarını ele geçirmek için büyük bir iştahla saldıran Batılı güçlerin, sebep oldukları dramlarla ve işledikleri insanlık suçlarıyla yüzleşme cesaretini ne zaman gösterecekleri merak konusudur. Çanakkale müdafaasında verilen binlerce şehit ve sönen ocaklar bunun en büyük ispatlarından biridir.Soykırım iddialarını tanıyanlarda ,bu acıların sebebi olanların torunları değil mi?

 

Bir de bu nevi uydurma senaryoların tarih yapılma metodu da ilginçtir.Tarih nasıl yapılır?Birşey ülkelerin parlementolarında kabul edilmekle tarih olur mu?Tarih ancak belgelerle tartışılabilir. Devletlerin döneme ait resmi arşivlerindeki kaynaklar, alanlarında uzman tarihçiler ışığında incelenerek resmiyet kazanması mümkündür. Ülkelerin parlamentolarında oylamaya sunularak tarih oluşturmak tarihin etiğine son derece aykırıdır. 

                                               

 

Türk toplumuyla Ermeni toplumunun karşılaştırmasını yapacak olursak ,Ermeniler Türk milletine gelenek ve görenek olarak en yakın milletlerden biridir. Tarihçi yazar İlber Ortaylı, “Amerika’ya gittiğinizde kendinizi evinizdeymiş gibi hissedeceğiz tek yer Ermenilerin evidir” demişti. Gerçekten de Türkler ve Ermeniler yüzyıllar boyunca ortak kültürü ve toprakları paylaşmışlardır. Türklerin Anadolu topraklarında hüküm sürmeye başlamasından itibaren hayat standartlarında ciddi yükseliş gözlemlenmiştir. Hatta devlet idaresinde Ermeniler yüksek makamlarda yer almışlardır. 

 

Bundan hareketle ,Ermeniler ile Türkleri sanki ezelden beri iki düşman milletmiş gibi göstermek çok büyük yanlış olacaktır. Bu yanlışa sebep olanlar, elbette doğacak istikrarsızlıktan nemalanmaya çalışandır. İki kardeş millet ve komşu devlet için daimi barışın temelleri, geçmişte yaşananların ortak acı olarak kabul edilmesi ve ilişkilerin sağlam zemine oturtulabilmesiyle atılacaktır. Varsın parlementolarda   türlü senaryo tasarıları kabul edilsin. Yukarıda tarihin nasıl meydana gelebileceğini belirttim.Bu şekilde tarih oluşturalamaz. Ermenistan ve Türkiye kendi aralarında ortak tarih komisyonu çatısı adlında mutabakata varmaları halinde  tasarıların bir kıymeti kalmayacaktır. Bu hususta Ermenistan dünya genelindeki diasporasını frenlemeli  ve Türkiye ile ilişkileri kayıtsız şartsız geliştirmeyi devlet politikası olarak benimsemelidir. 

 

Bu şekilde ortak kültür ve tarihe sahip olan Türkler ve Ermeniler için çözümün anahtarı başka devletlerin elinde değil, bilakis iki ülkenin elindedir. Dolayısıyla kimin haklı olduğunu tartışmak yerine neyin doğru olduğuna karar vermek son derece önemlidir.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>TÜRKİYE-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİ </p>
<p>Ermeni diasporasının başta ABD olmak üzere dünya üzerinde sözde soykırım iddialarının tanınmasına ilişkin faaliyetleri ,Ermeni diasporasının çalışmaları sürmektedir.Ermeniler ,24 Nisan 1915&#8242;te Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin yaşadıklarını &#8220;soykırım&#8221; yerine &#8220;meds yeghern&#8221; yani &#8220;büyük felaket&#8221; şeklinde dile getiren Obama&#8217;ya dahi tepki gösterdiler.</p>
<p>Herşeyin başında şunu belirtmek gerekir ki ,Birinci Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı topraklarında yaşanmış olayları çarpıtarak tarihi bir gerçek gibi ortaya atıp kabul etmek hiçbir ülkenin tekelinde değildir. Osmanlı Devletinin son yıllarında Osmanlı tebaası adı altında yaşayan milletler çeşitli acı olayları ortak bir kader olarak birlikte göğüslemişlerdir. </p>
<p>Birinci Dünya savaşı esnasında ,Osmanlı topraklarını ele geçirmek için büyük bir iştahla saldıran Batılı güçlerin, sebep oldukları dramlarla ve işledikleri insanlık suçlarıyla yüzleşme cesaretini ne zaman gösterecekleri merak konusudur. Çanakkale müdafaasında verilen binlerce şehit ve sönen ocaklar bunun en büyük ispatlarından biridir.Soykırım iddialarını tanıyanlarda ,bu acıların sebebi olanların torunları değil mi?</p>
<p>Bir de bu nevi uydurma senaryoların tarih yapılma metodu da ilginçtir.Tarih nasıl yapılır?Birşey ülkelerin parlementolarında kabul edilmekle tarih olur mu?Tarih ancak belgelerle tartışılabilir. Devletlerin döneme ait resmi arşivlerindeki kaynaklar, alanlarında uzman tarihçiler ışığında incelenerek resmiyet kazanması mümkündür. Ülkelerin parlamentolarında oylamaya sunularak tarih oluşturmak tarihin etiğine son derece aykırıdır. </p>
<p>Türk toplumuyla Ermeni toplumunun karşılaştırmasını yapacak olursak ,Ermeniler Türk milletine gelenek ve görenek olarak en yakın milletlerden biridir. Tarihçi yazar İlber Ortaylı, “Amerika’ya gittiğinizde kendinizi evinizdeymiş gibi hissedeceğiz tek yer Ermenilerin evidir” demişti. Gerçekten de Türkler ve Ermeniler yüzyıllar boyunca ortak kültürü ve toprakları paylaşmışlardır. Türklerin Anadolu topraklarında hüküm sürmeye başlamasından itibaren hayat standartlarında ciddi yükseliş gözlemlenmiştir. Hatta devlet idaresinde Ermeniler yüksek makamlarda yer almışlardır. </p>
<p>Bundan hareketle ,Ermeniler ile Türkleri sanki ezelden beri iki düşman milletmiş gibi göstermek çok büyük yanlış olacaktır. Bu yanlışa sebep olanlar, elbette doğacak istikrarsızlıktan nemalanmaya çalışandır. İki kardeş millet ve komşu devlet için daimi barışın temelleri, geçmişte yaşananların ortak acı olarak kabul edilmesi ve ilişkilerin sağlam zemine oturtulabilmesiyle atılacaktır. Varsın parlementolarda   türlü senaryo tasarıları kabul edilsin. Yukarıda tarihin nasıl meydana gelebileceğini belirttim.Bu şekilde tarih oluşturalamaz. Ermenistan ve Türkiye kendi aralarında ortak tarih komisyonu çatısı adlında mutabakata varmaları halinde  tasarıların bir kıymeti kalmayacaktır. Bu hususta Ermenistan dünya genelindeki diasporasını frenlemeli  ve Türkiye ile ilişkileri kayıtsız şartsız geliştirmeyi devlet politikası olarak benimsemelidir. </p>
<p>Bu şekilde ortak kültür ve tarihe sahip olan Türkler ve Ermeniler için çözümün anahtarı başka devletlerin elinde değil, bilakis iki ülkenin elindedir. Dolayısıyla kimin haklı olduğunu tartışmak yerine neyin doğru olduğuna karar vermek son derece önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Osmanlı &#8211; İran Savaşları ( Lale Devrinde) yazısına derya tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tarihportali.com/osmanli-iran-savaslari-lale-devrinde.html/comment-page-1#comment-5</link>
		<dc:creator>derya</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 18:22:21 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihportali.com/?p=54#comment-5</guid>
		<description>al yapıştır varmı daha ötesi</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>al yapıştır varmı daha ötesi</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>Osmanlı &#8211; İran Savaşları ( Lale Devrinde) yazısına derya tarafından yapılan yorumlar</title>
		<link>http://www.tarihportali.com/osmanli-iran-savaslari-lale-devrinde.html/comment-page-1#comment-4</link>
		<dc:creator>derya</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 15 May 2011 18:21:43 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false">http://www.tarihportali.com/?p=54#comment-4</guid>
		<description>Lale Devrinde Osmanlı – İran Savaşları

 Lale Devri, her ne kadar bir barış devri olarak gözükmekte ise de bu devirde İran da hüküm süren Safevi Devleti ile girilen savaşlar buna bir istisna olarak kabul edilmektedir. Özellikle Avrupa da kaybedilen toprakların geri alınamamış olması Osmanlı Devleti’nin gözünü nazik bir durumda bulunan İran’a çevirdi. Osmanlı’nın gözünü İran’a çevirmesinin en büyük nedenlerinden birisi de Şiiliğin bu devletin resmi ideolojisi olmasından dolayıdır.

Avrupa da kaybettiği toprakları İran ile yapacağı bir savaş ile telafi etmeyi bu dönemde iyice benimseyen Osmanlı Devleti , bu nedenle Dürri Ahmet Efendi’yi de İran’ın iç durumunu öğrenmesi için bu memleket gönderdi. Bu görev için İran’a giden Dürri Ahmet Efendi , İstanbul’a geri döndüğünde İran’ın karışık durumunu ve Safevi hanedanını doğudan tehdit eden Mir Üveysoğlu Mahmud Han hakkındaki raporunu hükümete teslim etti.

Bu sırada Şirvan Han’ı Davud Han, Şiilerin ve Rusların tazyikine uğradığını belirterek Osmanlılara sığındı ve Osmanlı Devleti’nin Davud Han’ı büyük bir salahiyet ile han tayin etmesi de Rusları son derece zor bir durumda bıraktı. Hem Osmanlılar, hem de Ruslar Hazar Denizi’nin batı sahillerini ele geçirmek isteyince, iki taraf karşı karşıya geldi. Fakat Rusların erken davranıp Bakü’yü işgal etmesi sonucu savaş tehlikesi atlatıldı ve bunun üzerine Osmanlılar, Şirvan Sünnilerini himaye etmek amacı ile bu sefer de İran iç işlerine karıştılar.

Osmanlı bütün bu gelişmeler üzerine İran Safevi Devleti’ne savaş açtı ve Ruslarla gizli bir antlaşma yaparak İran bölgesini paylaştı. 1723’de başlayan Osmanlı-Safevi savaşları sırasında bir çok insan ya esir edildi ya da göçe zorlandı. Kuzey sınırlarından Rusya ile yaptığı antlaşmadan dolayı emin olan Osmanlı Devleti, kendinden emin bir şekilde İran üzerine yürüdü. 1724 de Revan’ı ele geçiren Osmanlılar 1725’te de büyük zorluklarla Gence’ yi ele geçirdiler. Bundan başka Nihavend , Naçıvan , Kirmanşah ve Hemedan gibi önemli şehirlerde ele geçirildi. Fakat Osmanlılar 1726’da yeni İran Şahı ile bir savaş yapmak zorunda kaldılar ve bu savaşı kaybettiler. Bu savaşta İran orduları yanında Afgan kuvvetleri de yer alırken savaş sonunda imzalanan antlaşma ile İran’ın nazik durumundan dolayı Osmanlı pek fazla toprak kaybına uğramadı. Fakat bu savaş padişaha ve sadrazama olan güveni sarstı</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Lale Devrinde Osmanlı – İran Savaşları</p>
<p> Lale Devri, her ne kadar bir barış devri olarak gözükmekte ise de bu devirde İran da hüküm süren Safevi Devleti ile girilen savaşlar buna bir istisna olarak kabul edilmektedir. Özellikle Avrupa da kaybedilen toprakların geri alınamamış olması Osmanlı Devleti’nin gözünü nazik bir durumda bulunan İran’a çevirdi. Osmanlı’nın gözünü İran’a çevirmesinin en büyük nedenlerinden birisi de Şiiliğin bu devletin resmi ideolojisi olmasından dolayıdır.</p>
<p>Avrupa da kaybettiği toprakları İran ile yapacağı bir savaş ile telafi etmeyi bu dönemde iyice benimseyen Osmanlı Devleti , bu nedenle Dürri Ahmet Efendi’yi de İran’ın iç durumunu öğrenmesi için bu memleket gönderdi. Bu görev için İran’a giden Dürri Ahmet Efendi , İstanbul’a geri döndüğünde İran’ın karışık durumunu ve Safevi hanedanını doğudan tehdit eden Mir Üveysoğlu Mahmud Han hakkındaki raporunu hükümete teslim etti.</p>
<p>Bu sırada Şirvan Han’ı Davud Han, Şiilerin ve Rusların tazyikine uğradığını belirterek Osmanlılara sığındı ve Osmanlı Devleti’nin Davud Han’ı büyük bir salahiyet ile han tayin etmesi de Rusları son derece zor bir durumda bıraktı. Hem Osmanlılar, hem de Ruslar Hazar Denizi’nin batı sahillerini ele geçirmek isteyince, iki taraf karşı karşıya geldi. Fakat Rusların erken davranıp Bakü’yü işgal etmesi sonucu savaş tehlikesi atlatıldı ve bunun üzerine Osmanlılar, Şirvan Sünnilerini himaye etmek amacı ile bu sefer de İran iç işlerine karıştılar.</p>
<p>Osmanlı bütün bu gelişmeler üzerine İran Safevi Devleti’ne savaş açtı ve Ruslarla gizli bir antlaşma yaparak İran bölgesini paylaştı. 1723’de başlayan Osmanlı-Safevi savaşları sırasında bir çok insan ya esir edildi ya da göçe zorlandı. Kuzey sınırlarından Rusya ile yaptığı antlaşmadan dolayı emin olan Osmanlı Devleti, kendinden emin bir şekilde İran üzerine yürüdü. 1724 de Revan’ı ele geçiren Osmanlılar 1725’te de büyük zorluklarla Gence’ yi ele geçirdiler. Bundan başka Nihavend , Naçıvan , Kirmanşah ve Hemedan gibi önemli şehirlerde ele geçirildi. Fakat Osmanlılar 1726’da yeni İran Şahı ile bir savaş yapmak zorunda kaldılar ve bu savaşı kaybettiler. Bu savaşta İran orduları yanında Afgan kuvvetleri de yer alırken savaş sonunda imzalanan antlaşma ile İran’ın nazik durumundan dolayı Osmanlı pek fazla toprak kaybına uğramadı. Fakat bu savaş padişaha ve sadrazama olan güveni sarstı</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

